- Urfa'da Karacadağ'ın güneyindeki «Kanklı» Mezreası da, Gökalp'ın dediği gibi, bir vakitler buralarda «Kanklı Türkleri»nin yaşamakta olduğunu gösteren delillerdendir (76). Mardin'e yarım saat uzaklıktaki bir boğazın adı, «Türkmen Yaylası»dır (77).
- Mardin'in içindeki bir tepenin adı, «Kırgız Tepesi»dir. Diyarbakır'dan Mardin'e gelirken, Mardin'e girişteki bir derenin adı, «Türkmen Deresi»dir. Mardin'de bir çeşmenin adı, «Kıpçak Çeşmesi»dir. Ovayla Mardin arasındaki tepelerin adı, «Timur Tepeleredir (78),
- Eyyûbî'ler ordusunun büyük çokluğunun Türkmenlerden meydana gelişine bakarak ve «Şirkuh»un ölümünde, yerine «Salâh al Dîn»in geçmesine Kürtlerin ve bilhassa «Arbil» (Erbil ?) aşireti reisinin engel olmaya çalışmasını (79) göz önünde bulundurarak, Eyyûbîlerin, Türkçe konuşan Kürtlerden.olduklarına hükmedebiliriz. İleride, Eyyûbîlerin isimlerinin çok eski Türk adları oluşunu göstereceğiz ve ayrıca «Doğu Anadolu»daki köy adlarına dair açıklamalarda bulunurken, bu hususa biraz daha aydınlık getireceğiz. Kurmanç ve Zaza aşiretleri ile ilgili açıklamalarımızda da bu meseleleri gene ele alacağız.
- Ziya Gökalp'ın aşağıdaki ibretli açıklamaları, tersine işleyen bir asimilâsyon hâdisesine ışık tutması bakımından, üzerinde uzun boylu düşünmeye değecek mahiyettedir. Gökalp diyor ki: «İstanbullular kendilerine 'şehrî' namını veriyor, taşralılara ise, coğrafî yakınlığa göre Arnavut, Arap, Kürt, Laz diyorlardı. Rumeli ahalisi, umumiyetle Arnavut'tu, Karadeniz sahili yalnız Lâzlarla, Şarkı Anadolu yalnız Kürtlerle meskûndu. Böyle bir coğrafî kavmiyet unvanı bulamayanlar da, mefahirini daha parlak gördüğü kavimlerden birine gönüllü yazılıyordu. Bu suretle aslen Türk olan birçok gençler Arnavutlukla, yahut Kürtlükle iftihar ediyorlardı. Türklükle mübâhât eden tek bir fert yoktu. «Türk» kelimesini ayıplı unvanlar gibi, kimse üzerine almıyordu. «Türk», «Şarkî Anadolu'da «Kızılbaş», İstanbul'da «kaba ve köylü» manâlarına idi. Naîm Beyin en hararetli arkadaşlarından ikisi nisbeten Türk oğlu Türktü, Bunların telkîni ile Türk olduklarına asla şüphe olmayan bazı Diyarbakırlı ve Harputlu doktorlar da kendilerini Kürt "Sanıyorlardı. Tarihte bu acıklı hale bir ikinci misal gösterilemez» (80).
<0Comments:
<