Farkına varamadığımız değerlerden biri de Çanakkale gerçeğidir. Çanakkale’yle ilgili bilgiler savaşın şiddeti, ölenlerin çokluğu ve Çanakkale’nin geçilmez olduğuyla sınırlı. Çanakkale’de şehit olan 250 bin insan ve belki de bir o kadar gaziden geriye ne kaldı dersiniz?
Çanakkale şehitlerinin geldikleri şehirlere baktığınızda bir Anadolu mozaiğiyle karşılaşıyorsunuz. Yani her vilayetin, her mahallenin neredeyse bir Çanakkale şehidi var. Çanakkale bizim yüreğimize düşen bir ateş. Gidenlerin dönmeyeceklerini bildikleri bir menzil.
Gazilerimizin anlattıklarını bir masal gibi dinleyen torunlarız bizler. Aylarca top ve tüfek mermisi altında hayatta kalmanın, yürekle aklın direncinin nasıl bir sinerjiye dönüştüğünü araştırmayan bizler; çocuklarımıza da Çanakkale’yi anlatamıyoruz.
Çanakkale’ye yeni evlendiği kocasını gönderen gelini, tek oğlunun sırtını sıvazlayıp gözyaşlarını içine akıtan anayı, bir daha geri gelemeyeceğini bildiği evladının gözünün içine bakarak “Allah’a emanet ol!” diyen babayı anlamadık, anlamaya çalışmadık.
Çanakkale, yeni gelinin, ananın, babanın kalbindeki ateşte saklı... Çanakkale, siperlerde nöbet bekleyen Mehmetçiğin gönlünde gizli...
Çocuklarımız Çanakkale’yi sadece bir savaş olarak görmemeli.
Çanakkale, bir varoluş mücadelesinin yansıması olarak bilinmeli. Ve Anadolu’nun her vilayetinde saklı Çanakkale hikâyeleri unutulmaya yüz tutmadan su yüzüne çıkarılmalı. Çanakkale unutulmamalı. Çanakkale ruhumuzun yeniden ihyası adına önemli bir adım olmalı.
GÜNÜMÜZ GENÇLİĞİNİN HALİ sinirlerinize hakim olamıyacaksınız)
http://www.youtube.com/watch?v=TzLdq1vqlNc
Albay Mustafa Kemal Çanakkale’yi anlatıyor
Karşılıklı siperler arasındaki mesafe 8 metre. Yani ölüm muhakkak. Birinci siperlerin hiç biri kurtulmamacasına kamilen düşüyor. İkincidekiler onların üzerine gidiyor. Fakat ne kadar şâyân-ı gıpta bir itidal ve tevekkülle biliyor musunuz? Öleni görüyor, üç dakikaya kadar öleceğini biliyor, en ufak bir fütur göstermiyor. Sarsılmak yok. Okumak bilenler ellerinde Kur’an-ı Kerim Cennet’e girmeye hazırlanıyorlar. Bilmeyenler kelime-i şahadet getirerek yürüyorlar. Bu, Türk askerindeki ruh kuvvetini gösteren şâyân-ı hayret ve tebrik edilecek bir misaldir.
[b][COLOR="olive"]Emin olmalısınız ki, işte bize Çanakkale muharebelerini kazandıran bu yüksek ruhtur.” (Prof. Azmi Süslü, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, c.7, s 306 Aktaran: Mustafa Turan, age: s:56)
Churchill: Türkler insan değil gaz kullanılabilir!
Savaşta Kızılay bayrağı çekmiş yaralı taşıyan bir gemimiz, yine bir hastanemiz vurulmuştu. Halbuki biz Kızılhaç gemilerine ateş etmiyorduk. Yine cephede gaz kullanarak kural tanımamışlardı.
İngilizler 1. Dünya Savaşı sırasında uluslararası savaş hukukunu tamamen hiçe saymışlar, Türk askerine karşı zehirli gaz kullanmışlardır. Çanakkale’de ise yine gaz kullanmışlar, Cenevre sözleşmelerini hiçe sayarak yakaladıkları esirleri barakalara doldurup diri diri yakmışlar, hastane gemilerini ve karadaki hastaneleri de topa tutmuşlardı. Buna karşılık Osmanlı askerleri ise hastane gemilerine, yaralanıp yere düşenlere asla ateş etmemişlerdir. Bunlarla ilgili yüzlerce hatıra kendi kaynaklarında bulunmaktadır.
Mesela Sargıyeri’nde bulunan binlerce yaralı askerimiz, Kızılay bayrağı düşman tarafından görünmesine rağmen top atışına maruz kalmış aynı anda 18 bin gazimiz şehit olmuştur. Yine şimdi Akbaş Şehitliği’nde elbiseleri ile yatan 200 Mehmetçiğimiz, yaralı vaziyette hastane gemisiyle İstanbul’a sevk edilirken, düşman gemileri tarafından bombalanarak şehit olmuşlardır. Oysa Türklerin kendi top menziline girdiği halde yaralı taşıyan düşmanın hastane gemilerine ateş etmediklerini bizzat Fransız generali Guro, hatıralarında ifade etmektedir.
Avustralyalı Harold C. Newman’ın ifadeleri de şöyledir: “Savaş gemilerimiz hastahane gemisine yaklaşınca, Türk topçusu, Kızılhaç işaretini taşıyan gemiye zarar vermemek için hemen ateş kesmekten geri kalmıyordu. ‘Bunlar ve benzeri olaylar, birliğimizin bütün mensupları üzerinde derin bir saygı ve sempati uyandırmakta gecikmemişti. Pek çoğumuzun düşünce ve kanaatini ifade ettiğimden emin olarak belirtmek isterim ki, Türklerin karşımızda değil, bizimle aynı safta olmalarını yürekten arzulamıştık. O dehşet verici savaş içinde bizler, Türk askerini ‘Coni Türk’ olarak tanımış ve hayranlık duymuşuzdur.”
Savaşın arkasındaki beyin olan Winston Churchill, Türklere karşı zehirli gaz kullanalım teklifinde bulunmuş, ancak sağduyulu bazı İngiliz yetkilileri bu teklife karşı çıkarak “Bu bir insanlık suçu olur.” deyince, dönemin Bahriye Nazırı Churchill’in cevabı tüyler ürperticiydi: “Ama Türkler insan değil ki! Medeni olmayan (barbar) milletlere karşı gaz kullanılabilir!” Churchill’in 1919’da yazılı not olarak kağıda döktüğü görüşlerinin belgesini yanda bulacaksınız.
http://www.chu.cam.ac.uk/images/archives/
(CHAR_ 16_15A_46.jpg)
Bu, aslında evrimin babası Charles Darwin’in ortaya attığı ve 40 yıl önce de İngiliz Kraliyeti Müstemlekeler Bakanı Lord Gladstone’un ve ekibinin ileri sürdüğü “Türklerin maymun insan arası ‘medeniyet yıkıcı’ bir canlı türü” olduğu görüşüdür! Türkler böyle kodlanınca gaz da dahil her şey caizdir onlara göre.
Bu, “Osmanlı Belgelerinde Çanakkale Muharebeleri” (Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Yayını) kitabında açıkça belgelerle ortaya konmaktadır. İngilizler 19-20 Mayıs ve 2 Temmuz saldırılarında gaz kullanmışlardır. Osmanlı idaresi konuyu hariciye vekaleti kanalıyla dünyaya duyurmuş ve “Hâmî-i hak ve medeniyet geçinmek isteyen düşmanlarımıza mukabele-i bi’l-misilde bulunmak mecburiyeti hâsıl oluyor!” sözleriyle protesto etmiştir. Bu kez Alman subayları Türk askeriyesine gaz kullanmayı teklif etmiştir. Çünkü İngilizler sahilde ve alçak seviyededir, rüzgar da aleyhlerine esmektedir. Türk kurmay heyeti bunu kabul etmemiştir. Bu sırada İngiliz kurmay heyeti “Türkler de gaz saldırısında bulunacaklar” endişesiyle askerlerine gaz maskeleri dağıtmıştır. Ancak ecdadımızın cihat meydanındaki mertliğine o ana kadar şahit olan Anzaklar, “Türkler gaz kullanmazlar. Onlar temiz savaşçılardır.” diyerek gaz maskesi takmayı şiddetle reddetmişlerdir. http://www.devletarsivleri.gov.tr/yayin/osmanli/canakkale/0001_canakkalemuharebe.htm
“1919’da savaş bakanı olan Winston Churchill, “uygarlaşmamış kabilelere (Kürtler ve Afganlar) karşı zehirli gaz kullanılması” ihtimalinden coşkuya kapılmıştı. Hindistan Bakanlığı’nın itirazlarını “makul olmadığı” için reddetmiş ve “gaz kullanımına karşı gösterilen ‘yufka yürekliliği’ esefle karşılamıştı. Ve Hindistan Bakanlığı’nın itirazlarına karşın, RAF (Royal Air Force-Kraliyet Hava Kuvvetleri) Ortadoğu Komutanlığı’na ‘söz dinlemeyen Araplara karşı deney amacıyla’ kimyasal silah kullanma yetkisi tanımıştı. Churchill, ‘Sınırda hüküm süren kargaşanın hızlı bir şekilde sona ermesini sağlamak için var olan herhangi bir silahın kullanılmasına hiçbir koşulda karşı çıkamayız.’ açıklamasında bulunmuştu. Kimyasal silahlar, Churchill’e göre, sadece “Batı biliminin modern savaşa uygulanmasıydı.” (Bkz: Noam Chomsky, Z Magazine dergisi, Nisan 1998)
Nusret Mayın Gemisi ve Cevat Paşa’nın rüyası
İtilaf devletlerinin Çanakkale ve İstanbul boğazlarını açmak için teşkil ettikleri İngiliz ve Fransız filolarından müteşekkil büyük armada, 17 Mart akşamı Karanlık Umanı çevresinde son bir defa daha yaptırdığı mayın taraması ile emniyet hissi ve ertesi gün kazanmayı düşündükleri zaferin tatlı hayalleriyle uykuya dalarlar. Oysa uyumayan birileri vardır. Saat gecenin bir buçuğunu gösterdiği zamanda 360 tonluk eski bir tekne olan Nusret Mayın Gemisi bütün ışıklarını karartmış, ağır ağır, Rumeli kıyısını çok yakından takip ederek sessizce Boğaz’dan aşağıya doğru inmektedir.
Gemi kumandanı Yüzbaşı Hakkı Bey, aldığı emir gereği çok rizikolu bir işe girişmiştir. Sisli ve yağmurlu havanın görüş alanını çok azaltmasından faydalanan Hakkı Bey, duman çıkarmaması için makinelerinin dakika devrini l40’da tutmak şartıyla her 15 saniyede bir mayın olmak üzere poyraz lodos yönünden 26 adet Türk yapımı mayını bu bölgeye döktürür.
BÖYLE BİR PLAN NEREDEN ÇIKMIŞTIR?
Müstahkem Mevki Komutanı Cevat (Çobanlı) Paşa bir gece çok enteresan bir rüya görür. Rüyasında kulağında yankılanan ses şöyle demektedir: “... Deniz üzerine bak! Denize doğru nazar eden Cevat Paşa dalgalar arasında çiçeklerle bezenmiş pırıl pırıl “Kef” ve “Vav” harflerini görür. Heyecanla uyanan Cevat Paşa, rüyaya bir anlam veremez.
O sırada Seddülbahir, Ertuğrul, Kumkale, Orhaniye istihkam ve bataryaları düşmanın çok üstün sayıda ve taretler içinde korunmuş çabuk ateşli ve büyük çaplı gemilerin acımasız saldırısı karşısında çoktan susmuş, moloz ve toprak yığını haline geldiğinden savaş dışı kalmıştır.
Tenger, Soğanlıdere ve Baykuş bataryalarını takviye ettirmek için teftişe çıkan Cevat Paşa, Kilitbahir’den istimbota binerken yedi yıl önce veremden ölen kızı Bedile Hanım’ı hatırlar. Kabri büyük veli Ahmed Cahidi Sultan’ın türbesinin haziresindedir. Az sonra onun mezarı başına geldiğinde rüyasındaki sesi burada da duyar; şöyle demektedir lahuti ses: “... Cevat, depolardaki 26 mayını denize döşe”. Cevat Paşa, korku ve şaşkınlık içinde bocalarken karşısında yüzüne bakılmayacak kadar güzel, nurânî bir siluet belirir. Adam, Cevat Paşa’nın kolundan tutup sorar:
- Bir derdin mi var?
Cevat Paşa, gördüğü rüyayı ve az önce duyduğu sesi bir solukta anlatır. Nur yüzlü adam (Ahmed Cahidi Sultan) cevap verir:
- Nur, zafer işaretidir. Ebced hesabında “Kef” harfi 20, “Vav” da 6 rakamını bildirir ve 26 yapar...
Bunları söyledikten sonra aniden kaybolur. Cevat Paşa, hemen Mayın Grubu Kumandanı Nazmi Bey’i çağırıp sorar:
- Depolarımızda kaç mayınımız var? Nazmi Bey’in cevabı çok şaşırtıcıdır:
- Elimizde bir Türk usta tarafından yapılan 26 mayın var. Alman teknisyenler bunları döşememizi istemediler. Şu anda Boğaz’daki mayın sayısı 377’dir ve hepsi Alman yapımıdır.
NAZMİ VE HAKKI BEY’LE BULUŞMA
Cevat Paşa, daha sonra Nusret Mayın Gemisi Komutanı Yüzbaşı Hakkı Bey ile Yüzbaşı Hafız Nazmi Bey’i makamına çağırır ve mayınları nereye dökecekleri konusunda plan yaparlar. Ve plan gereği bu sırlı 26 mayın Kumbağı Burnu ile Soğanlıdere arasına iki sıra halinde Boğaz’a paralel olarak tekbir ve dualarla dökülür.
Ertesi gün 18 Mart 1915 sabahı İngilizlerin en büyük zırhlılarından Irresistible ve Ocean zırhlıları, Nusret’in sabaha karşı döktükleri mayınlara çarparak herkesin şaşkın bakışları arasında Boğaz’ın dibini boylarlar. /div> postacı
<0Comments:
<